Sosyal Adalet

Sosyal Yaşam
Sosyal Medya

Sosyal adalet ile ilgili konuşmak zordur. Bu konuya hiç girmemek daha kolaydır aslında. Hristiyanlar için de aynı şekilde ele alınması zor bir konudur ama Hristiyan inancının önemli bir bölümünü oluşturur.

Neden bahsediyoruz?

Sosyal adalet denilince birçok insan kendisini ve yaptıklarını düşünür. Bu yüzden tartışmanın bir rota saptayabilmesi adına ortak bir tanım belirlemeliyiz. Yarışa başlamadan önce her koşucunun aynı hizada olması gerektiği bilinen bir gerçektir. Hiçbir koşucu rakiplerine avantaj sağlamak adına birkaç adım önde durmamalı. Adil olmaz bu. Bütün koşucuların aynı koşullarda olduğu zaman yarış adildir.

Sosyal adalet aynı zamanda eşitlik ile de ilgilidir. Herkesin temel ihtiyaçlarına eşit derecede erişimi olduğu zaman sosyal adalet sağlanmış olur. Aynı zamanda her gruptan insana eşit davranıldığı zaman da adalet vardır. Adalet herkes içindir: Irk, cinsiyet, din, yaş gibi şeylere bakmaksızın. Her insanın geçimini sağlayabilmesi için eşit fırsatı olmalıdır.

Sosyal adaletsizlik birçok şekilde görünür, örneğin:

  • Yukarıdaki gruplardan birine karşı ayrımcılık
  • Kaynaklara erişim sıkıntısı
  • Bir grubun kasıtlı olarak ekonomik fırsatlardan yararlanmasını engellemek
  • Eşit olmayan eğitim fırsatları
  • Önyargılar

Adaletsizlik, insan gruplarının birbirlerine ayrımcılıkta bulundukları an tezahür edebilir, ama özellikle gücü elinde bulunduran insanlar adil olmadıklarında, adaletin yokluğu açıkça belli olur.

Sosyal adalet insani ilişkilerle bağlantılıdır.

Sosyal adalet ilişki temeli üzerine kuruludur. Sanılanın aksine para ya da fırsatlarla değil, kendini diğer insanlar kadar değerli hissetmekle ilgilidir. Farklı muamele görmek insana kendisini kötü hissettirir. Kötü muamele görmenin hiç de adilce bir durum olmadığını insanlar doğal olarak bilirler.

Mesela bir sınıfta bütün öğrenciler kendilerine eşit davranılmasını ister. İlkokul öğrencilerini düşünelim mesela: Arkadaşlardan biri boya kalemi alırsa diğeri de hemen alır. Gerçekte durum yetişkinler için de pek farklı değildir. Hiç kimse hız sınırını aşan bir sürü araba varken sadece kendisinin çevirmeye alınmasını istemez. O zaman ilk düşünce, “Ama onlar da hız yapıyordu!” olur.

Kendimizden güçlü insanlara bakarsak eşit muamele konusundaki umudumuz büyür. Eşit olmayan muamele güven ve saygıyı azaltır, sonunda da mahveder ilişkiyi. Bu, bütün bireyler, aileler, gruplar ve cemiyetler için geçerlidir. İki kişiye ya da gruba herhangi bir şekilde eşit davranılmaması, ilişkileri baltalar. Boya kalemlerini hep aynı çocuğa veren bir öğretmene, hiçbir öğrenci güvenmez.

Konunun hangi tarafında olursanız olun, ilişki en iyi ihtimalle gergindir; en kötü ihtimalle tamamen bozuktur: İletişim eksikliği, saygı eksikliği ve güven eksikliği vardır.

Adaletsizliğin sebebi, Hristiyanlar da dâhil, insanların kendisidir

Kutsal Kitap’a ve yaşam tecrübelerime dayanarak söylüyorum: Dünyadaki adaletsizliğin tek kaynağı insanlardır. Adalet, insanların uzun vadede ve anlamlı bir şekilde başkalarıyla ilgilenmesini gerektirir. Aynı zamanda kaynaklardan, zamandan, rahatlıktan ve gururumuzdan ödün vermeyi de… İnsanlar diğer insanların ihtiyaçlarını görerek onlara yardım eli uzatmalıdır. Fakat bütün bunları kişinin kim olduğuna bakmaksızın gerçekleştirmek kolay değildir.

Özellikle güçlü konumlardaki kişiler veya az da olsa söz sahibi oldukları bir güce erişmiş insanlar için, başkalarına yardım etmek yerine kendilerine yardım etmek daha cezbedicidir. İnsanlar genelde kendilerine faydası dokunmayan kişilere yardım etmezler. Marjinal grupları görmezden gelmek ya da ellerinde ne varsa almak daha kolaydır. Oysa yetkililer muhtaç olana yardım etmek yükümlülüğü altındadırlar ve bunu yapmamaları gerçekten etik değildir.

Sosyal adalet eksikliği sıklıkla ekonomik kaynaklıdır. İşte bundan dolayı Kutsak Kitap, mallarını ihtiyaç sahiplerine yardım yolunda kullanmak yerine sadece biriktiren insanları çok eleştirir. Luka 16’da çok zengin bir adam, kapısının önünde yığılmış, yaraları köpekler tarafından yalanan fakir bir insan olan Lazarus’u görmezden geldi. Üstelik ona yardım etmek için durmaya dahi tenezzül etmedi. Ne para ne de su vererek onun en temel ihtiyaçlarına kayıtsız kaldı. Bu zengin adam sonsuz azaba, zengin olduğundan değil, kendi zenginliğini insan hayatının üzerinde gördüğü için mahkûm edildi. Bu “akılsız zengin”, malını yardım için alçakgönüllüce değil, gurur ve kibirle harcamasına rağmen hayatının bağışlanmasını talep etti. Makam, gurur ve sosyal statüye insanların üzerinde değer biçmek Kutsal Kitap bağlamında “adaletsizlik” olarak nitelendirilir. Başka bir deyişle, İsa Mesih’in Markos 12:31’deki “Komşunu kendin gibi sev” emrini çiğnemektir bu durum.

Kişiyi bir bütün olarak görmek

Tanrı her insana kişilik armağanı vermiştir. Bunun sayesinde insanlar, farklılıklar aracılığıyla harika bir uyum sağlayabilir. Tamamen aynı armağanlarla, ilgi alanlarıyla, hobilerle, umutlarla ya da tutkularla donatılmamış iki kişi yoktur.

Ama maalesef, karşılarındakini bir birey olarak dikkate almak insanlara aşırı derecede zor geliyor. İnsanları yaş, cinsiyet ya da ırklara göre sınıflandırmadan dünyaya anlam yüklemekte birçok insan zorlanıyor. Aslında insanları sınıflandırmak kendi başına ne iyi ne de kötüdür. Ama bu aktivite, insanları asıl oldukları kişinin bütünü olarak görmek yerine çok küçük bir parçalarını görmemize sebep olabilir. Bireye odaklanmak yerine karşımızdakini “zenci”, “beyaz”, “kadın” ya da “erkek” diye görmek daha kolaydır. Bunlar önemli özelliklerdir ama insanlar birden fazla özellik taşırlar. Mesela, aynı işyerinde çalıştığımız ve sadece farklı ten rengi nedeniyle dikkatimizi çeken bir adam düşünelim. Muhtemelen evlidir ve çocukları vardır. Belki okumayı veya masa oyunlarını seviyordur, ya da hırslı bir yazar da olabilir. Bireylere tek taraflı bakmak, onları insan yerine koymamak anlamına gelir.

Başkaları tarafından artık gerçek insan olarak nitelendirilmeyen bireyler de çok kolay biçimde ırkçılığın hedefi olurlar. İnsanlar artık başka bir kişiyi, ilişki kuracak “biri” olarak değil de çıkar doğrultusunda kullanılacak “bir şey” boyutunda değerlendirildikleri anda ayrımcılık boy gösterir. Sosyal adalet insanların bilinçli olarak birbirlerini sadece “insan” olarak görmesiyle başlar.

Tanrı adaleti önemser ve emreder

Tanrı müşfiktir ve insanlarla ilişki kurmayı ister. Başlangıçta yarattığı insanlarla bir arada yaşıyordu. Kutsal Kitap’ın ilk bölümlerinde bu durum anlatılır. Tanrı, kendisini baba olarak adlandırmasının yanı sıra, yarattığı insanları da oğulları ve kızları olarak görür. İnsanlara karşı cömert davranmak ve onlara özen göstermek Tanrı’nın doğasından kaynaklanır. Yarattıklarının ihtiyaçları doğrultusunda her şey Tanrı tarafından cömertçe sağlanır. Tanrı, sevgi dolu kişiliğinin yarattığı varlıklardan yansımasını ister.

Adaletsizlik Tanrı’nın insanlarla ilgili tasarısını baltalar. Tanrı onun bahşettiklerinin başkaları tarafından sömürülmesini ya da çalınmasını istemez ve bunu çok ciddiye alır. Eski Antlaşma’da halkına topraklarındaki dulları, kimsesizleri, baskı altında olanları ve yabancıları kollamalarını buyurmuştur (Yasa’nın Tekrarı 14:28-29). Halkının toplumun dışında kalmış insanlara hem maddi hem manevi anlamda destek olmasını istemiştir. O sevginin ve adaletin Tanrısıdır (Mezmurlar 103:6). Öyleyse, dünyevi servetlerine karşı duydukları kaygı, komşuları ve dostlarına karşı duydukları sevgiden çok olan insanlar da Tanrı’yı üzer. Tanrı, imanlıların da kendisi gibi cömert ve eli açık olmalarını ister. Tanrı adalete önem verir çünkü insanları umursar.

İsa Mesih ve Adalet

Tanrı’nın Eski Antlaşma’da adalet ile ilgili verdiği sözlerden en yankı uyandıranı bir Kurtarıcı’yla, yani Oğlu, İsa Mesih’le ilgilidir. Tanrı’nın başlangıçtan beri tasarısı olan mükemmel yaratılışın, buna adalet de dâhil, Mesih tarafından geri kazanılması sözüdür bu (Yeşaya 42). Nasıralı İsa, Mesih olarak, Eski Antlaşma’daki peygamberlik sözlerini onaylar. Luka Müjdesi’nin 4. bölümünde İsa, fakirlere müjdeleme yapmak ve esaret altındakilere özgürlük getirmek için gönderildiğini belirtir. Bu, Tanrı’nın kendisini ifade ediş biçiminin bir örneğidir. İsa Mesih hayatı boyunca, toplumda adaletten mahrum kalmış, hor görülmüş ve dışlanmışlara ilgi gösterdi. Cüzzamlıları iyileştirdi, günahlılarla arkadaşlık kurdu ve İsrail halkından olmayan insanlarla sohbet etti. Kendi öğrencileri bile toplumun uç kesiminden insanlardı. Kısacası İsa Mesih herkesi umursadı.

Hristiyanlar diğer insanlara hizmete çağrılırlar, çünkü İsa Mesih de bunu yaptı.

“İnsan ne yerse odur” sözünün Hristiyanlıkta bir benzeri var: “İnsan nihai olarak kime güveniyorsa, giderek ona benzer”. Bir kişinin güvenini bağladığı Tanrı, onu şekillendirir ve Hristiyanlar için, bu İsa Mesih’tir.

İsa, halkını O’nun yaptığı işi sürdürmeye çağırır, başkaları için sosyal adalet sağlamak da bu kapsama dahildir. O’nu seven insanlar hakkında konuşurken İsa şöyle der:

“Sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın! Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek verdiniz; susamıştım, bana içecek verdiniz; yabancıydım, beni içeri aldınız. Çıplaktım, beni giydirdiniz; hastaydım, benimle ilgilendiniz; zindandaydım, yanıma geldiniz.’”

Kutsal Kitap imanlıları başkalarını önemsemeye çağırır. Tanrı’nın gözünde bütün insanlar değerlidir, dolayısıyla Hristiyanların gözünde de öyledirler. İsa, Hristiyanlara büyük bir merhamet göstermektedir ve bu sevgiden dolayı Hristiyanlar da diğer insanları içtenlikle sevmelidirler. Kendilerine aynı şekilde karşılık veremeyecek olanları bile.

Elbette Hristiyanlar da başarısız olurlar. Hem de sık sık. Bu yüzden Hristiyanlar, İsa’nın emri olan, “Komşunu kendin gibi sev” buyruğunu yerine getirmeye gayret ederken, ebedi kurtuluşları için İsa’ya güvenirler, bağışlanmak için İsa’ya dayanırlar.

Sosyal Adalet eksikliğine Karşı Sadece Bir Tek Gerçek ve Kalıcı Çözüm Vardır

İnsanlık kendi acısını hafifletmek adına birçok şey yapabilir. Irkçılığın, evsizliğin, kıtlığın ya da önyargının negatif etkilerini kırabilmek adına mücadele verebilirler. Ama sosyal adaletsizliğin kökten ve tam anlamıyla kuruması hiçbir zaman bu yollarla gerçekleşmez. Çünkü insanlar günahkâr ve bencildir. Sosyal adaleti sonsuza kadar sağlama işi sadece İsa Mesih’indir. O zaten günahın bedelini tek seferde ve bütün insanlar için çarmıhta ödedi. İkinci gelişinde de adaleti tam anlamıyla sağlayacak ve görünür kılacak. Yeşaya kitapçığında müjdelendiği gibi, O, “Dünya’da adaleti sağlayana kadar yorulmayacaktır”. İsa Mesih adaletsizlik problemine karşı tek çözümdür. Hristiyanların umutlarını bağladıkları, iman ettikleri tek gerçek budur.


Sosyal Medya
Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir