Barış

Sosyal Yaşam

Geçenlerde İstanbul’da ve Türkiye’nin başka bazı bölgelerinde meydana gelen terör eylemleriyle, birçok insanın aklına barış konusu geldi. Kavga her geçen gün büyüyor gibi görünmektedir ve sorunlar öylesine karmaşıktırlar ki bu sorunları çözümleyebilecek yanıtlar yok gibidir. Şunu düşünüyoruz: Barış için insanlar hiç bir araya gelmeyecekler mi?

Ama terörizm, bu dünyada karşı karşıya olduğumuz tek sorun değil. Toplumsal alanda da bir sürü karşıtlıklar var. Ailelerde her zaman kavgalar oluyor, evliliklerde anlaşmazlıklar görülüyor, yakın arkadaşların sık sık arası açılıyor ve sanki bu dünyadaki en samimi ilişkilerde bile barışı bulmak giderek daha zor bir hal alıyor. Kutsal Kitap’ın Yuhanna Bölümü’nde İsa “Bu dünyada sıkıntınız olacak…” der (Yuhanna 16,:33). Ve O’nun haklı olduğunu gündelik yaşantılarımızdan biliyoruz.

Neden kavga bu kadar yaygındır da barışı bulmak böylesine zordur?

Yaşadığımız bu yeri anlayabilmek için düşmüş bir dünyada yaşamakta olduğumuzu ve bu dünyada yaşayan bütün insanların günahkar olduğunu anlamalıyız önce. Ve günahın olduğu yerde kavgalar ve anlaşmazlıklar da uzak değildir. Günahkârlar olarak bizler kendi istediğimiz doğrultuda davranmak isteriz. Uzun bir iş gününün ardından bir an önce eve varmak için yolda öne geçmek benim çıkarıma uygunsa, otomobilimi kullanırken, eve beş dakika erken gidebilmek uğruna seni sollayıp geçerim. Ya da örneğin belediye otobüsündeysem, insanları ite kaka ilerleyip oturacak bir yer kapmaya çalışabilirim, bunu yaparken de etrafımdaki insanları yok sayarım, bastonuna dayanarak ayakta durmaya uğraşan koridordaki yaşlı kadın dâhil.

Üstelik insanlar kendi istediklerinin sadece otomobil kullanırken ya da belediye otobüsünde gerçekleştirmiyorlar. Teröristler kendi istedikleri doğrultuda davranıyorlar, büyük şirket yöneticileri kendi istekleri doğrultusunda davranıyorlar, devletler kendi istekleri doğrultusunda davranıyorlar. Dolayısıyla bu bir insanlık sorunu.

Gerçek şu ki bir insan istediği gibi davranabiliyorsa, ne kadar büyük anlaşmazlıklara yol açarsa açsın bunu yapacaktır. Oyun parkındaki küçük çocukların arasında bile, eğer topa sahip olmak eğlenceli bir şeyse, daha büyük çocuk topu küçük çocuktan alacaktır; sırf bunu yapacak gücü olduğu için, sırf yapabildiği için. Öyle görünüyor ki bu dünyadaki her insan kendi istediğini elde etmek istiyor.

Öyleyse, günahkârların ve kavgaların dünyasında, bu günahlı dünyamızda barışı nerede bulabiliriz? İsa’nın Yuhanna 16:33’te söylediklerinin geri kalan kısmına bir göz atalım: “Bu dünyada sıkıntınız olacak. Ama cesur olun! Ben dünyayı yendim.” Ve bu ayetlerde Rab İsa bize şunu da öğretiyor: “…bende esenliğiniz vardır.”

Bu dünyanın günahlı yapısı bizi hayatın hemen hemen her alanında anlaşmazlıklarla karşı karşıya bırakırken, Tanrı O’nu imanla arayan herkese barış ve esenlik sunuyor.

Bütün gününü bir plajda geçiren bir adamla ilgili bir öykü vardır.

Bu adam deniz kıyısındaydı ama şehrin yakınındaki dağlar onun ilgisini denizden daha çok çekiyordu. Bu nedenle bir gün, şehrin yakınlarındaki bu dağlara giden bir patika buldu ve o yolu takip ederek dağlara doğru yürümeye başladı. Ama akşam yaklaşırken önemli bir hata yaptı; patikadan ayrıldı, sonunda da kayboldu. Ve güneş batarken çok tehlikeli bir şey oldu. Adam önündeki çok dik uçurumu görmedi ve uçurumdan aşağıya düştü. Bir dal parçasını yakalayıp hayatta kalmak için ona zorlukla tutunurken yukarıdaki patikaya doğru seslendi: “Orada bana yardım edecek kimse var mı?!” 

Sakin bir ses yanıt verdi: “Ben Tanrı’yım ve sana Ben yardım edeceğim.” Adam, “Lütfen Tanrım, bana bir ip fırlat” diye bağırdı. Ama Tanrı şöyle dedi: “O dalı bırak, ben seni kurtarırım.” Bunun üzerine uçurumdaki adam, şöyle haykırdı: “Orada bana yardım edecek başka biri var mı?!”

Her ne kadar bu mizahi öykünün gerçek hayattan alınmadığı açık olsa da, bizim Hristiyan hayatlarımızla ilgili önemli bir gerçeği dile getiriyor yine de: Biz tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz ve her an bize zarar verecek bir yola sapabilir, ve yanlış kararlar vererek, mecazi anlamda uçuruma doğru yürüyerek hayatlarımızı tehlikeye atabiliriz. Can güvenliği garanti olmadığına göre, Hristiyanların şunu da akıllarında tutmaları gereklidir: Bu günahlı dünyada kesin olan diğer şey, Tanrı’nın her zorlukta bize yardım etmeye hazır olduğudur. O bizim ihtiyaçlarımızı bilir ve İsa’nın her izleyicisine kendi Söz’ü ve istemi uyarınca yardım edeceğini vaat eder.

Kaygı, genellikle, her şeyin bize bağlı olduğunu düşündüğümüz zamanlarda gelir. Dolayısıyla kendimize odaklandığımız zamanlarda, kendi hayatımız, iş durumumuz, okuldaki başarımız, parasal durumumuz, ilişkilerimiz… (bu liste uzar gider) hakkında kaygılanırız. Ama kaygılarımız aslında yersizdir çünkü Tanrı bizi seviyor. O,  insanları kurtarmak için Oğlu İsa’yı gönderdi. İsa bizi gözetmektedir ve bu günahlı ve tehlikeli dünyada güvenimizi O’na bağladığımız ve hayatlarımızı ona emanet ettiğimiz sürece bize esenlik vereceğini vaat eder. İsa, Yuhanna 14:27’de çok açık bir biçimde şöyle söylüyor:

“Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın.”

Öyleyse senin, Tanrı’nın esenliğini unutmana yol açan şey nedir?

Geçen günkü terör olayı mı? Belki de patronun, işinin sallantıda olduğunu ima etti. Belki öğrencisindir de son günlerde notların düşmeye başlamıştır; bu da senin esenliğini sarsmıştır. Bu yaşamda ne tür bir sorun yaşıyor olursan ol, İsa bizi, güvenimizi O’na bağlamaya çağırıyor, çünkü gerçek esenliğin sarsılmaz kaynağı O’dur.


Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir