Öbür Yanağımızı Çevirmek

Sosyal Yaşam
Sosyal Medya
  •  
  •  
  •  
  •  
  • 2
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    2
    Shares

Bizim kadar deneyimli olmayan ya da bizim öğrendiklerimizi henüz bilmeyen insanlar, yaşları ne olursa olsan, bir anlamda hâlâ çocukturlar. Hayatın birçok alanında bizden daha deneyimli olabilirler ve onların yaşlarına, bilgilerine ve deneyimlerine saygı duymalıyız. Ama kimi konularda, özellikle de ego benlik ve bencillik ile ilgili konularda, birçok insan, yaşı ne olursa olsun hâlâ çocuktur. Ve bir çocuk bize vurmaya kalkarsa, ona kızmamayı, ona aynı şekilde karşılık vererek bir kısır döngü başlatmamayı öğrenmemiz iyi bir fikirdir. Bizim kadar deneyimli olmayan ya da bizim öğrendiklerimizi henüz bilmeyen insanlar, yaşları ne olursa olsan, bir anlamda hâlâ çocukturlar. Hayatın birçok alanında bizden daha deneyimli olabilirler ve onların yaşlarına, bilgilerine ve deneyimlerine saygı duymalıyız.

Hiç küçük bir çocukla oynayan bir yetişkin ya da oğluyla “güreşen” bir baba gördünüz mü? Ya da kendinizi bir çocukla futbol oynarken buldunuz mu? Bu gibi durumlarda yetişkin tarafın davranış biçimine baktığımızda ‘bilerek yenilmek’ denebilecek bir ‘strateji’ görürüz.

Bebeğiyle hoşça vakit geçiren, onunla neşe içinde oynayan bir anne düşünün. Diyelim ki oyunun bir anında, bebek bütün gücüyle ona vurdu –bu onun için oyunun bir parçasıydı ya da belki de bunu yaparak annesine ne kadar güçlü olduğunu göstermek istiyordu! Annenin nasıl tepki vereceğini tahmin edebilir misiniz? Peki ya, sizin yaşınızda, en az sizin kadar ya da sizden daha güçlü bir yetişkin size bu şekilde vurmak istese tepkiniz ne olurdu?

İncil’de İsa’nın sözleri arasında Hristiyan olmayanlar tarafından en iyi bilinenlerden biri,

“Bir yanağınıza vurana öbür yanağınızı da çevirin”

sözüdür. Bazıları bu sözün barışçı bir dini liderin hoş bir sözü olduğunu düşünebilir. Bunu söyleyen bir kişinin Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesi gerektiğini söyler. Onlar, anlaşmazlıkları kavga dövüş yerine sulh yoluyla çözmenin daha akıllıca olduğuna inanırlar. Kavgaları uzatmaktansa, “öbür yanağımızı çevirmenin” ortamı sakinleştirmek için uygun bir davranış olacağını düşünürler.

Başka bazıları ise bu sözü, İsa düzeyinde bir peygamber tarafından söylenemeyecek kadar “teslimiyetçi” bulur. Yaşlı bir adamın, bu sözlerin bir zayıflık belirtisi olacağını, bu yüzden de bir peygamberin ağzından çıktığına inanmadığını söylediğini hatırlıyorum. Ona göre benim bir yanağıma vuran birine ben de en az bir tokatla karşılık vermeliymişim. Belki de iki: Birinci tokat bana yaptığı saldırının karşılığı, diğeri de onun bir daha bunu yapmaması için (veya o anda aklımıza gelebilecek başka bir amaç için) olmalıymış.

Eski Türk filmlerinde esas oğlan kötü adamları döverek intikam alırdı. Her yumruktan sonra “Bu bana yaptıkların için”, “Bu filancaya yaptığın kötülük için”, “Bu falanca davranışın için” diye sayıp dururdu. Biz insanlar, dövebilecek kadar güçlü olduğumuz insanlara vurmak için gerekçe üretmekte çok yetenekliyiz!

İncil’de İsa’nın bize böyle bir yol önermediği açık. Ama acaba o tam olarak neyi kastediyor? Yukarıda sözünü ettiğim yaşlı adam gibi, bize “vuran” birine “öteki yanağımızı çevirmemiz” gerçekten de bir zayıflık belirtisi midir? Çevik bir boksör gibi sağlı sollu yumruklarla karşılık verecek gücümüz olmadığı için mi böyle yapmalıyız? Ve acaba İsa bu öğüdü verirken gerçek bir kavgadan mı söz ediyordu?

Küçük oğluyla şakalaşan anne…

Küçük oğluyla şakalaşan anne örneğimizdeki bebeğin “bütün gücüyle” ona vurması bu anneyi ancak neşelendirir herhalde. Henüz tokat atmanın ne demek olduğunu bilmeyecek kadar küçük ve attığı tokat bir yetişkini yaralayamayacak kadar güçsüz bir varlığın bu “saldırısını” gerçek bir tehdit olarak algılayacak bir yetişkin var mıdır? Küçük çocuğuyla futbol oynayan bir baba, ondan yediği golün karşılığını vermek için maça var gücüyle yüklenir mi? Bir çocukla kavga eden (bedensel olarak onunla dövüşen ya da ağız dalaşına giren, onunla tartışan) bir yetişkin görseniz, o kişinin karakter yapısı ya da akıl sağlığı hakkında ne düşünürsünüz?

İsa öğrencilerine, birer yetişkin gibi davranmayı öğretiyordu. Çocuklar, yetişkinlerin yaşadıklarını henüz yaşamamış, onların gördüklerini görmemiş, onların aldıkları dersleri henüz almamışlardır. Bu gerçek anlamda olduğu kadar, mecazi anlamda da böyledir. Bizim kadar deneyimli olmayan ya da bizim öğrendiklerimizi henüz bilmeyen insanlar, yaşları ne olursa olsan, bir anlamda hâlâ çocukturlar. Hayatın birçok alanında bizden daha deneyimli olabilirler ve onların yaşlarına, bilgilerine ve deneyimlerine saygı duymalıyız. Ama kimi konularda, özellikle de egomuzla, benlikle, bencillikle ilgili konularda, birçok insan, yaşı ne olursa olsun hâlâ çocuktur. Ve bir çocuk bize vurmaya kalkarsa, ona kızmamayı, ona aynı şekilde karşılık vererek bir kısır döngü başlatmamayı öğrenmemiz iyi bir fikirdir.

Peki ama nasıl…

Bütün bunlar doğrudur. Ve eğer İsa sadece bilge bir öğretmenden ibaret olsaydı O’nun sözlerini bir tür “kişisel gelişim” öğüdü olarak düşünebilirdik. Ama O’nun İncil’deki sözleri sadece yararlı öğütlerden ibaret değildir. Bu nedenle de Hristiyanlar bu sözleri sadece ders almak için dinlemez ve okumazlar. İncil’e göre, Tanrı’nın sözü kendi içinde güçlü ve etkindir. Bu söze inanan kişide, söylenene uyma isteğini ve gücünü yaratan şey de bizzat sözün kendisidir.

Bu, insan mantığı için ilk bakışta biraz zorlayıcı görünebilir. Kişi, ‘Eğer bir öğüt hikmetliyse ve ben de yeterince akıllıysam o öğüdü tutarım ve yararını görürüm. Hepsi bu” diye düşünebiliriz. “Bir yanağımıza vurana öbür yanağımıza uzatmak” da bize, aynı nedenden dolayı mantıksız gelir: Biz insanlar, dindar olanlarımız bile, her şeyi Tanrı’ya bırakmanın akıllıca olmadığını düşünme eğilimindeyiz.

Bu nedenle kişi İsa’nın öğütlerini herhangi bir bilgenin hikmetli sözlerinden ibaret olarak görürse, sözler onda verimli biçimde meyve vermeyecektir. İncil, bu sözlerin kendilerinde, bizi onlara uymaya yönelten bir güç olduğuna güvenmemiz gerektiğini anlatır. Ancak o zaman, Tanrısal sözler de bizim hayatımızda etkin sonuçlar verebilecektir. Bulunduğu yerde elektrik bağlantısı olan fakat bunu ona söyleyen kişilere güvenmediği için elektrik düğmesini açmayan bir kişinin durumunu düşünün. Eğer söze inanır, elektrik düğmesine güvenle dokunursak göreceğiz ki, dünya bizim yanağımıza vurma ihtimali olan küçük çocuklarla dolu. Aslında bu hiç de kötü bir şey değil. Çocuklardan kimseye bir zarar gelmez.E


Sosyal Medya
  •  
  •  
  •  
  •  
  • 2
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    2
    Shares
Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir