Dünya Kaç Yaşında?

Sosyal Yaşam
Sosyal Medya
  •  
  •  
  •  
  •  
  • 4
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    4
    Shares

Etiketler: Dünya kaç yaşında teknoloji insan teknoloji ve insan

Geleneksel düşünceye göre, dünya yaklaşık 7000 yaşında. Bu bir tartışma konusu ve farklı düşünenler de var. Ama daha açık seçik biçimde biliyoruz ki, yazı bulunalı yaklaşık 5000 sene oldu. İsa’dan önce 3000, artı İsa’dan sonra 2000; topla! Etti mi sana 5000? Paranın icat edilmesiyse daha da yeni: İsa’dan önce 700. İsa’dan sonra 2000’lerde olduğumuza göre, bunun da taş çatlasın 3000 yılı var.

Elektriğin kullanılmaya başlaması desen, çok daha yeni bir tarih.

Buna karşın, teknoloji öyle bir düzeye ulaştı ki artık bırakın televizyon izlemeyi, neredeyse televizyondaki görüntünün içine girip ekrandaki insanlara bile dokunabileceğiz. Paranın kullanım alanları kendi sınırlarını zorluyor; gelişen teknolojinin katkısıyla artık “sanal para” kullanarak alışveriş yapıyoruz.

İnternet diye de bir şey var. “Leb” yazıyorum, “leblebi diyeti ile 5 haftada 10 kilo verin” yazısı çıkıyor karşıma.

İnsanoğlu’nun teknoloji ile paralel bir biçimde geliştiği anlayışı yaygın bir düşünce, ama bu bir yanılgı. Bizi en çok şaşırtan önyargılarımızdan biri bu. Teknoloji ile insanın eş zamanlı olarak gelişmesi gerekir diye bir kural olmadığını anladığımızda, aydınlanacağız.

Aya ayak bastık diye medenileştiğimizi, insandan insana kafa nakli yapmaya hazırlanıyoruz diye akıllandığımızı, akıllı cep telefonlarının klavyesinde gözümüz kapalı olarak 120 karakteri tek elle yazabildiğimiz için de ilerlediğimizi sanıyoruz.

Ancak, yanlış. Öyle bir şey yok.

İnsana ait ve ilk kaydedilmiş cinayet Adem’in oğlu Kayin’in kardeşi Habil’i öldürmesiyle gerçekleşmişti. Kutsal Kitap durumu şu şekilde aktarmaktadır. “Kayin çok öfkelendi, suratını astı. RAB Kayin’e, “Niçin öfkelendin?” diye sordu, “Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın” (Yar. 4:5).

Tanrı Kayin ile konuşurken ona şunu söylüyor: ‘İçindeki dürtü sana bir şeyler yaptıracak ona egemen ol’.

“Egemen olmak”; kontrol etmek, sözünü dinlemesini sağlamak, etki altına almak, demek.

Kayin olayında Tanrı Kayin’in içindeki, kardeşini öldürme arzusunu kontrol etmesini istiyor. Sonra ne oluyor? “Kayin kardeşi Habil’e, ‘Haydi, tarlaya gidelim’ dedi. Tarlada birlikteyken kardeşine saldırıp onu öldürdü.” Tanrı tarafından uyarıldıktan hemen sonra.

Dünyayı yiyip bitirdik, uzaya çıktık, “botoksu icat ettik”, yaşlanma etkilerini yavaşlattık, ancak bir türlü istek ve arzularımızı dizginlemeyi öğrenemedik.

İki büyük dünya savaşı yaşandı.

İmparatorlukların, büyümek için yaptıkları savaşlar, toprak kapmak için yapılanlar, “Sen bana yan baktın” savaşları, “Ben senden daha üstünüm” savaşları, derken bir de baktık ki; savaştığımız zamanlar barış içinde olduğumuz zamanlardan fazla.

Facebook’u icat ettik, ilkokul öğretmenimizi bulup sözlü notumuzdan dert yandık, bir saatte iki kıta değiştirebildik, ancak birbirimizi öldürmemeyi öğrenemedik.

Savaşın zararlı bir şey olduğunu, yarardan çok zarar, acı, düşmanlık getirdiğini gördük, ancak bir türlü ondan vazgeçmiş değiliz.

Kişisel savaşlarımızdan, nefretimizden, kıskançlığımızdan, çekememezliğimizden, ötekileştirme alışkanlığımızdan söz etmiyorum bile.

Doğrudur; elimizdeki telefonlarla Kırklareli’den, Kanada’daki teyzemizle görüntülü olarak konuşabiliyoruz, ama yanı başımızdaki komşumuzla anlaşmayı öğrenemedik.

Hiç kendinize soruyor musunuz? Teknoloji bu kadar gelişmesine rağmen neden dünyadaki kötülük ve ahlaksızlık azalmıyor? Neden içimizdeki hırslara dur demenin bir çaresini bulamıyoruz?

Kutsal Kitap, insan doğasını açıklamak için şu cümleleri bize aktarır:

“İçimde, yani benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yok. İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum. İstemediğimi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, içimde yaşayan günahtır. Bundan şu kuralı çıkarıyorum: Ben iyi olanı yapmak isterken, karşımda hep kötülük vardır” (Rom. 7:18-21).

Kutsal Kitap’ta sözü edilen, iyi ile kötü arasındaki bu mücadele, her insanın yüreğinde ve aklında sürüp gidiyor. Bu ve bunu takip eden satırlarda insan ruhunun dürüst bir tahlilini yapan elçi Pavlus, söz konusu mücadeleden galip çıkabilmek, “iyi şeyi yapabilmek” için, kendimize güvenemeyeceğimizi, insanın bir yardımcıya, bir Kurtarıcı’ya gereksinimi olduğunu söylüyordu. Ve Tanrı’nın bu Kurtarıcı’yı insanlara hediye ettiğini (Rom. 7: 24-25).


Sosyal Medya
  •  
  •  
  •  
  •  
  • 4
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
    4
    Shares
Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir