Mucizeler ve Şifa

İnanç
Sosyal Medya

Haberlerde mucizelere rastlamak neredeyse sıradan bir şey oldu. İnternet sayfaları mucizevi iyileşmeler, İsa’nın kefeninin resmi, kazadan kıl payı kurtulan uçaklar gibi haberlerle dolu. Hristiyanlar bütün bunlara gerçekten inanıyor mu? Yoksa sadece saflar mı? Mucizelere neden inanıyorlar? Mucizeler konusunda inandıkları şey tam olarak nedir?

Açık olarak söyleyelim: Hristiyanlar mucizelere inansalar da inandıkları internette gördüğünüz cinsten mucizeler olmak zorunda değil. Etrafta birçok sahtekâr ve yalancının olduğunun farkındayız. Tabii her ilginç hikâyeyi “Tanrı böyle şeyler yapmaz” diyerek görmezden gelmek de doğru değil, çünkü “Tanrı, yapar”.

Kutsal Kitaptaki Mucizeler

Mucizelerden konu açılırsa Hristiyanların aklına doğrudan Kutsal Kitap gelir. Birçok ünlü mucize orada yazılıdır: İsa’nın ölümden dirilmesi, hasta insanları iyileştirmesi, az bir gıdayla binlerce kişiyi doyurması gibi. Kızıl Deniz’in ikiye ayrılması, İsa’nın fırtınayı dindirmesi, suyu şaraba dönüştürmesi gibi doğayla ilgili mucizeler bulmak da mümkün.

Bu mucizelerin amacı neydi? Sadece herkesin dikkatini çekmek mi? Tanrı bizlere gösteriş mi yapıyordu?

Muhtemelen bize olan sevgisi de dâhil olmak üzere Tanrı’nın belirli mucizeleri gerçekleştirmesinin birçok nedeni vardı. Kutsal Kitap İsa’nın özellikle neden çok sayıda şifa mucizesi gerçekleştirdiğini açıkça belirtir. Bu kadar mucize gerçekleştirmesinin sebebi insanların O’nu, O’nun aslında kim olduğunu anlayabilmelerini sağlamaktı.

İsa’nın kim olduğunun göstergesi

Mucizeler, insanların İsa Mesih’in aslen kim olduğunu anlayabilmesi için gerçekleştirildiği için Kutsal Kitap’ta “belirtiler” olarak geçer. Biraz daha açalım bunu; İsa bizim gibi normal gözüküyordu. İnsanların içinde, başının üzerinde parlayan bir haleyle dolaşmadı. Kutsal Kitap’a göre de zaten bütün insanları kitleler halinde kendine çekecek işler de yapmadı (Yeşaya 53:2-3). O zaman O’nun insanlar arasındaki Tanrı olduğu nasıl anlaşılabilirdi?

Mucizeler sayesinde tabii ki. İnsanlar basitçe şunları söylediler: “Fırtınayı dindiren adamı gördünüz mü? Bu, her fırtınayı sakinleştiren Tanrı’dan başkası olamaz, ama şimdi bunları bir insan olarak yapıyor. Hasta insanları iyileştirdiğini gördün mü? Evet, tüm bedenlerimize şifa veren O’ydu ancak bugün sizin görmeniz için insan olarak yapıyor bunu. Ölüleri diriltmesini gördünüz mü? Bu, tüm insan ırkını Son Gün’de diriltecek olan Tanrı’dır. Onu tanıyın.”

İsa’nın mucizelerinin beyaz bir papatyayı maviye çevirmek veya telefonunuzu bir tavşana dönüştürmek gibi aptal veya işe yaramaz mucizeler olmamasının nedeni budur. Yoksa O’nun mucizeleri bir amaca hizmet eder miydi? Yaptıkları O’nun kimliğini ve nasıl bir Tanrı olduğunu gösterir. O bizim sevgi dolu ve iyi bir yaşam sürmemizi ister.

Diğer Mucizeler

“Tamam, peki ya diğer mucizeler?” diye sorabilirsiniz. “Onlara da inanıyor musunuz?”

Kutsal Kitap bize belli zamanlarda belli insanların kendi güçleriyle değil de Tanrı aracılığıyla mucizeler gerçekleştirdiğini söyler. İlk kilise dönemindeki birtakım insanların yanı sıra, Eski Ahit’teki bazı insanlar da bu şekilde mucizeler yapmıştır. Onlardan da hastaları iyileştiren, ölüleri dirilten ya da gelecekle ilgili bilgiler verenler oldu.

Her zaman değil

Mucizeler ne her zaman gerçekleşmiş ne de herkes için olmuştur. Mucizeler, İsa zamanında bile, hiç kimse için bir yaşam kaynağı olmamıştır. Hristiyanlar da dâhil birçok insan öldü, hastalandı, aç kaldı ya da hapse girdi. Daha önce büyük mucizeler tecrübe etmiş insanlar da bazen aynı şeyi tekrar yapmak istediler ama olmadı. Elçi Pavlus bir probleminden kurtulmak için dua etmiştir (büyük ihtimal bir sağlık sorunuydu). Tanrı ise onu şöyle yanıtladı: “(Hayır) lütfum sana yeter. Gücüm, güçsüzlüğünle tamamlanır” (2.Korintliler 12:9). Yakup ve Petrus da Mesih’in takipçileri olmalarında rağmen belli bir süre zindanda kaldılar. Tanrı birinin serbest kalması için bir melek gönderdi ve zincirler kırılarak mucizevi bir şekilde zindanın bütün kapıları açıldı. Fakat diğer takipçileri hiçbir şekilde kurtulamadı. Ölüme mahkûm edildi.

Mucizeler ne için değildir?

Tanrı mucizeleri hangi amaç uğruna gerçekleştirirse gerçekleştirsin insanları ödüllendirmek, hayatlarını kolaylaştırmak ya da sadece gösteriş yapmak amacıyla yapmadığı kesin. Kendi hayatını kolaylaştırmak için bile yapmıyor bunları. Birçok insan Tanrı’nın neden bütün dünyanın inanmasını sağlamak için uluslararası bir televizyon kanalında herkesin gözü önünde bir mucize gerçekleştirmediğini soruyor. Tanrı böyle şekilde davranmaz da ondan. İsa bu tür şovlardan kaçındı. Kimseyi inanmaya zorlamadığı gibi insanların O’nu bu mucizelerin etkisi altında takip etmemesi için özel çaba sarf etti.

Bu bir bahane değil mi?

Büyük ihtimalle kimileri şöyle diyecektir: “Tabii böyle konuşuyorsunuz çünkü mucizelerin gerçek olmadığını siz de biliyorsunuz. Bu şekilde, ettiğiniz duadan hiçbir sonuç almadığınızda hayal kırıklığına uğramayacaksınız.”

Açıklamamız için biraz müsaade buyurun. Mucizeler için dua ettiğimizde çoğu zaman gerçekleşmediğini çok iyi biliyoruz. İsa’nın dünyadaki hizmeti sırasında bu gerçek gayet açıktı. Bırakın dünyadaki herkesi, İsrail’deki insanların bile hepsini iyileştirmedi. Hatta bir adamı seçip tekrar yürümesini sağladığı gün orada bulunan insanların bile tümünü iyileştirmedi. İsa geldi, bir adamla kısa bir konuşma yaptı ve gitti (Yuhanna 5: 1-17) O gün oradaki diğer tüm hasta insanları neden iyileştirmedi? Bilmiyoruz. Ama inanın, sahte bir mucize hikâyesi yazacak olsam HERKESİ iyileştirmesini sağlayabilirdim. Kutsal Kitap’ta böyle olmuyor. Bu da Kutsal Kitap’ın ne kadar gerçek olduğunun kanıtlarından biridir.

Hristiyanlar sadece saf insanlar değiller mi?

“Saf olduğunuz için inanıyorsunuz. Modern bilim böyle şeylerin olamayacağını zaten kanıtladı,” diyen insanlar da olacaktır.

İnsanların çok saf olabileceği doğru ama bu durum için geçerli değil bu. Bilimin kurallarını biliyoruz. Eski Hristiyanlar da bu kuralları bugün adlandırıldığı gibi olmasa da gayet iyi biliyorlardı. Bakire birinin hamile kalamayacağını, ölü birinin tekrar dirilip insanlar arasında dolaşamayacağını ya da doğuştan görme engelli birinin gözünün kırkından sonra aniden açılmayacağını onlar da biliyorlardı.

Bilimin kurallarını bildiklerinden dolayı mucizelere büyük dikkatle yaklaştılar. Böyle şeylerin normalde olmayacağını biliyorlardı çünkü. İsa’yı doğuran Meryem’in nişanlısı Yusuf’u ele alalım mesela. Bebeklerin nasıl meydana geldiğini bilmeyen biri, nişanlısı hamile olduğu için neden üzülsün? Cinselliğin gerekli olduğunu biliyordu. Bu yüzden Meryem Kutsal Ruh aracılığıyla mucizevi bir şekilde hamile kaldığında, Yusuf ondan boşanmayı düşündü.

Tanrı’nın ihtişamıyla karşılaştırılınca mucizeler gereksiz değil mi?

Tanrı’nın görkemi için fazla basit şeyler olduğunu düşündüklerinden mucizelere gözlerini kapatan insanlar da var. Örneğin Einstein, “Tanrı evrende zar atmaz,” demiş. Hristiyanlar da katılıyor buna. Tanrı asla karışık ya da gelişigüzel hareket etmez. Ve yarattığı evrene zaman zaman müdahale etmesinin nedeni, iletişim kurma arzusundan ya da sevgisinden ziyade kendisini tanıtmak istemesidir. Bunu her zaman yapmıyor çünkü doğal düzenin bozulmasını istemiyor.  Ama bu, hiç yapmıyor anlamına gelmez. Tanrı, yarattığı evreni ve yürüyen toz lekeleri olan bizleri umursuyor.

İş kişisel meseleye dönerse…

“Ama neden Tanrı çok sevdiğim kıymetlimi iyileştirmedi? Benim istediğim küçük bir mucizeyi neden görmezden geldi?”

Bütünüyle duygusal olduğundan ve çoğu zaman da cevapsız kaldığından dolayı, en zor cevaplanan ve insana acı veren sorulardır bunlar. Tanrı net bir yanıt vermiyor. Tabii ki, “Tanrı, onun için cennetin daha iyi olacağına karar verdi” diyerek, mantık çerçevesine de oturtabiliriz. Ama gerçek şu ki, bilmiyoruz. Tanrı’dan direkt bir cevap alana kadar da bilemeyeceğiz. Bu yüzden kederleniyoruz, sinirleniyoruz ve içerliyoruz.

16.yüzyılda Johann von Staupitz isimli bir adam Martin Luther’in bu tarz sorularına yanıt olarak şunları söylemişti: “Böyle şeylere kafa yorduğun zaman onlara İsa’nın yaralarını göz önüne alarak bakmaya çalış.” Çünkü bizler İsa Mesih’i tanıyoruz. İsa Mesih’in insan bedenindeki Tanrı olduğunu ve bize sevgi, merhamet ve empati gösterdiğini biliyoruz… Arkadaşları kardeşlerini kaybettikleri zaman, onlarla birlikte yas tuttu. Acı çeken insanlar gördüğü zaman onları iyileştirdi. Kalbini onlara verdi. Bildiğimiz Tanrı’nın işiydi bu.

İsa diridir; bizi seviyor, koruyup kolluyor. Ağladığımız zamanlar sığınacağımız en güzel liman O’dur. “Neden?” diye sorabilirsiniz. Gizemli bir durum olsa da Hristiyanların Mesih’e bağlanarak umut, esenlik ve güç buldukları su götürmez bir gerçektir. Tanrı’nın kendisi bile çarmıhın üzerinde terk edilmenin yaşattığı acıdan dolayı “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye yakındıysa, bizim de acılarımızı anlayabilir.


Sosyal Medya
Tagged

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir